1) Çakır İsmail Pehlivan 2) Tarzan Mehmet Yavaş 3) Süt Danası Lütfü Özdemir 4) Magirus İbrahim Gümüş 5) Hüseyin Koday 6) Hasan Keskin 7) Molla Hüseyin Keskin 8) Hasan Kurhan 9) Sabri Baykan 10) Beytullah Bilgiç
11) İsmet Emur
12) Suat Alp
13) Abdullah Başar
Çakır Pehlivan:
Mehmet
İsmail (1874,1876-3.8.1932)-Ayşe 1935 yılı 9565 sayılı Türk Dili Gazetesi’ndeki habere göre namlı Türk Pehlivanlarından olan Çakır Pehlivan Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın sayılı rakibiydi. Onunla defalarca güreşmiş Konakpınar’ın Taşköy’ün de yendiği de söylenmişti. Çakır Pehlivan 1.85 cm boyunda 120 kg ağırlığındaydı. Bir süredir mide rahatsızlığı çeken Çakır İsmail Pehlivan Kepsut’ta öldü.[1] Kepsut Nüfus bilgileri 1943 te yanıyor. Bu tarihte halen hayatta olanların nüfus bilgileri kayıt altına alınıyor. Bu yüzden Kepsutluların nüfus bilgileri çok eskiye dayanmaz.[2] 1894 yılı pehlivanlarından Kurtdereli’yi Taşköyde yendi, Sındırgı’da yenildi.[3] Dedem Çakır Pehlivanın çocukları: Mehmet, Latif, Cemalettin, Osman, Hanife, İklamiye, Mustafa (Mimar) I Selahattin (Öğretmen Manisa Tekstil Mide kanseri
Bedri Tütün (Eksperi) 3.3.1963’te 42 yaşında öldü.
Dedeme “Çakır Pehlivan” denilmesinin sebebi gözlerinin renkli, çakır olmasındandır. Bizim aile fertlerinin gözleri genelde renkli, yani çakırdır. Dedem Çakır İsmail Pehlivan o dönemde ünlü olan pehlivanların aksine Rumeli (Yunanistan ve Bulgaristan) göçmeni değildir. Kepsut’un yerlisi olan sülalemizin atası Kepsut Bektaşlar köyünden mezarı bulunan İne Bey’dir. Dedemin ataları bu köyde yaşarken maalesef her ailede olduğu gibi kardeşleriyle anlaşamayıp sürüsünü alıp Kepsut Recep köyde kiraladığı çayırda besler, daha sonraki nesiller de Kepsut’a yerleşirler. Ben, -“Maalesef bizin kültürümüze hiç yakışmayan bir fıkra gerçek olmuş deseniz ya” dedim. O, -“Nasıl yani?” Ben, -“Şöyle ki”: İki kişi sohbet ederler ve biri diğerine: -“Sen nasıl bir insansın, hırın, dırın, düşmanın var mıdır?” -“Hayır, kendi halinde biriyimdir. Kimsenin etlisine, sütlüsüne, üç keçisi, beş oğlağına veya üç koyunu beş kuzusuna karışmam” der. -“Kardeşin var mı? -“Hem de kardeşim değil kızlı erkekli kardeşlerim var, biz kalabalık bir aileyiz.” -“Öyle ise sağa sola düşman aramaya ne gerek var,kaedeşin yeter!” der. O, - “Maalesef çok doğru” dedi ve ekledi: -“Dedem Çakır İsmail Pehlivan’ı eşkıyalar takip eder ve öldürmek isterler. Fakat dedem hem bedenen hem maddi ve hem de ailesinin kalabalık olması yüzünden eşkıyaları etkisiz hale getirerek onlardan kurtulur. Dedem Çakır İsmail Pehlivan ile Kurtdereli Mehmet Pehlivan Çayırhisar’da yapılan güreşte karşılaşırlar. Bir ara Kurtdereli’nin tırnağı dedemin, ensesini çizer. Dedem Kurtdereli’yi yakalar ve kucakladığı gibi ağa kazanının içine oturtur. Dedem Çakır İsmail Pehlivan, düzenlenen bir güreşte çayıra her bir elin de tabanca, çevresinde davulcular ve zurnacılar olduğu halde tabancaları ateşleyerek çıkar. Dedem, 1931 yılında Ankara’da Atatürk’ün himayesine Çocuk Esirgeme Kurumu yararına düzenlenen güreşlere kulaklarının ağır duyması yüzünden katılamaz. Babam Hacı Osman (1917-3.8.1991) Pehlivan Balıkesir merkezindeki şimdiki toplu taşıma merkezi, bundan önce otogar, o zaman futbol sahası olan yerde güreşir. Bu güreşi seyreden Kurtdereli, gürel bittikten sonra babamı yanına çağırır ve: -“Sen nerelisin ve kimsin?” diye sorar. Baban ben, -“Kepsutlu Pehlivan Çakır İsmail’in oğluyum” der. Kurtdereli babama, -“Baban sana güreşi iyi öğretmemiş ya da sen iyi öğrenmemişsin. Rakibinle güreşirken onu iyi tanı ve güreşi uzatma” der.[4] 1901’de Biga’da yapılan bir güreşte başa soyunmak üzere Kurtdereli Mehmet, Kepsutlu Çakır, Pangal Recep, Küçük Yusuf ve Dulkadıroğlu Ahmet Pehlivanlar gelmişti. Ancak küçük orta güreşleri yapılırken, “Padişah Sultan 2. Abdülhamit güreşleri yasakladı…” diyerek güreşler yarıda bırakıldığı için güreşler de yapılamamış.[5] Ali Ahmet de güreşe Kepsutlu Çakır, Küçük Yusuf, Pangal Recep ve Dulkadıroğlu Ahmet pehlivanların gelmesi sebebiyle kendisinin Küçük ortaya soyunma zorunda kaldığını ve küçük ortalar güreşirken İstanbul’dan gelen bir telgraf emriyle bu güreşlerin dağıtıldığını söylüyor.[6] Kızılcıklı Mahmut Pehlivan 1901 de Madaralı Ahmet ile yaptığı güreşten sonra babasının da iznini alarak Türkiye’ye geldi o bunu konuda: -“… Tam 20 yaşında bir gün kıspetimi torbaya koyarak akrabalarımla kucaklaştım. O yıllarda büyük pehlivanların toplandıkları İstanbul’a doğru –Bulgaristan’ın Silistre iline bağlı kızılcık- köyümden uzaklaştım…” der. Mahmut, Türkiye’ye yalnız görgü ve bilgisini arttırmak için gelmiyordu. Bir amacı da 1877-1878 Osmanlı Rus (93 harbi) savaşında Türkiye’ye göç ederek Balıkesir Gönen Buğdaylı Köyüne yerleşen ve hiç görmediği teyzesini bulup tanışmaktı. Önce İstanbul’a geldi. 1 Ocak 1925te Sait Çelebi’ye anlattığına göre: “Nakkaşlı Eyüp, Kara Mustafa, Kara Emin, Sebeplili Hüseyin, koç Mehmet, Madaralı Ahmet, Paçacı İsmail, Ali Ahmet, Koç Ahmet, Adapazarlı Mustafa, Kepsutlu Çakır, Pangal Recep, Kamber, Yeşilovalı Mustafa, Şakir… Birçok pehlivan ile güreş yaptım” der.[7] Kepsutlu Çakır (İsmail Pehlivan) Kurtdereli Mehmet Pehlivan’la Kurtdereli’nin Balıkesir çevresinde yaptığı en ünlü ve en iddialı güreşi Çakır adındaki bir başaltı pehlivanı ile yaptığı iki güreştir. Bunlardan birincisi Kepsut ’ta yapıldı. Kurtdereli güreş olacağını duyunca yanında taşıdığı büyük orta pehlivanı Rüsmen oraya gitmişti. Bunlardan bazısı başaltında, bir kısmı ise başa güreşmesini söylüyordu. Halk böyle konuşurken Rüsmen, Mehmet’i kolundan tutarak oradan uzaklaştırdı. Çakır hakkında bilgiler verdi. Çakır gaddar bir pehlivandı. Mehmet’i ezebilirdi. Babası Rüsmen’e oğlunu ezdirmemesini tembihlemişti. Fakat Mehmet dinlemedi. Güreşler devam ederken meydanda sadece Çakır Pehlivan kalmıştı. Başka pehlivan olmadığı için başaltı güreşleri yapılmayacaktı. Ama Mehmet soyunarak meydana indi ve: -“Ben güreşeceğim” dedi. Halk Kurtdereli Mehmet’i tanıdığı için meydanda bir hareketlilik başladı. Herkes iyi bir güreş seyredeceği için sevinçliydi. Cazgır iki pehlivanı kıbleye doğru çevirerek uzun bir dua yaptı. “Allah utandırmasın” diyerek iki pehlivanı meydana saldı. Davul ve zurna yanık, yanık peşrev havası çalmaktaydı. Kurtdereli çok güzel peşrev yaptığı için halk: -“Yaşa var ol!” -“Aslan!” diye bağırmaya başladı. Nihayet güreş başlamıştı. İlk hamleyi Kurtdereli yaptı. Çakır’a bir el ense çekti. Fakat dayanıklı olan Çakır sarsılmadı bile. Üstelik dengesi bozulan Kurtdereli’nin kasnağını yakaladı. Ancak Kurtdereli çevik hareketleriyle kendini kurtarmayı başardı. Seyircileri heyecanlandırıyorlardı. Hemşerileri olmasına rağmen daha çok Kurtdereli’yi destekliyorlardı. Kurtdereli, Çakır’ın kuvvetli bir pehlivan olduğunu anlamıştı. Dakikalar ilerledikçe hamlelerini arttırıyordu. Güreşin uzaması genç Kurtdereli’nin işine geliyordu. O bunu bildiği için bir an önce yenmek için tehlikeli oyunlara da girmiyordu. Çakır yorulduğundan şiddetli hamlelere başladı ve insafsızca el ense ve tırpanlar çekmeye başladı. Mehmet efendiliğinden dolayı aynı sertlikte karşılık vermiyordu. Kepsutlular Mehmet’in tarafını tutarak: -“Ayıp be Çakır pehlivan” -“O senin kardeşin yerinde” -“Yazık değil mi gencecik fidana bu kadar kıymak!” -“Bak o sana cevap veriyor mu?” -“İsterse o da vurur” -“Güreşi doğru yap! Çakır Pehlivan!” -“İşi yine kavgaya çevirdin!” derlerken, Çakırın hemşerilerinden onu tutanlar: -“O da vursun be!” -“Hem Çakır yumruk atmıyor!” -“El ense tırpan yasak değil ya!” -“Zor geldiyse güreşi bıraksın!” -“Burası er meydanı, burada genç yaşlı herkes birdir.” -“Kendine güvenmeyen meydana çıkmaz!” -“Çakırın güreşi hep böyledir.” -“Sert güreşmek ayıp değildir!” -”O da pehlivansa güreşe ayak uydursun.” -“Bunun kavga neresinde?” diyorlardı. Güreş adeta güreş olmaktan çıkmış, adeta meydana kavgası haline dönmüştü. Güreş ağalarının işaretiyle cazgır meydana inerek, pehlivanları ayırdı ve Çakıra: -“Ağalar senin güreşinden memnun değil. Eğer böyle devam edersen seni yenik sayacaklar” dedi. Çakır buna çok kızarak: -“Ağalar bana ne karışır, bak Mehmet’in sesi çıkıyor mu?” dedi. Gerçekten Mehmet’in sesi çıkmıyordu. Cazgır: -“Sen ne dersin Kurtdereli?” dedi. O, -“Benim şikâyetim yok.” Ağalar, Kurtdereli’nin bu meydan okuyuşunu takdirle karşıladı. Bu durumda güreşe karışmaları doğru değildi. Güreş tekrar başladı. Çakır birkaç dakika sonra tekrar sertliğe başladı. Mehmet de aynı şekilde karşılık vermeye başladı. Çakır zaman geçtikçe yoruluyordu. Kurtdereli bunun farkındaydı. Öyle bir zaman geldi li Mehmet, onunla boş bir çuval gibi oynamaya başladı. Çakır bitmişti ve her an yenilmesi bekleniyordu. Kurtdereli bundan sonra işi biraz gösterişe döktü. Çakır yere düştüğü zaman onun üzerine gitmiyordu. Sadece: -“Hayda bre Çakır Pehlivan!” diyerek uzaktan naralar atarak onun kalkmasını bekliyordu. Genç pehlivanın işi bu şekilde hafife alması doğru değildi. Sonunda tecrübesizliğinin kurbanı oldu. Caka satarak giderken bir ayağı çukura girdi. Çakır bunu iyi değerlendirerek onu sırt üstü yere düşürdü. Bu beklenmedik sonuç Kurtdereli’nin seyircilerini çok üzdü. Ancak Kurtdereli’nin üzüntüsü hepsinden daha fazlaydı. Yenmesi hiçten değilken yenilmesi onun çok gücüne gitmişti. Eve hangi yüzle dönecekti. Onu evde başpehlivan olarak görmek isteyenler vardı. Hâlbuki o bir başaltı pehlivanına yenilmişti. Bu haber kısa zamanda köyüne ulaştı. Kurtdereli çok üzgün olarak evine döndü. Anası: -“Seni bunun için mi doğurdum?” diyerek oğluna bağırdı ve elini de öptürmedi. Ceza olarak 40 gün eşinin yanında yatırmıyor. Mehmet anasının sözünü tuttu. Nihayet 40 gün sonra eşini görebildi. Bu zaman içinde babası da onunla konuşmadı.[8] Kepsutlu Çakır, Kurtdereli’den bira daha kısa olmakla beraber, ondan daha kalın, güreş tecrübesi daha üstün olan, gücü kuvveti yerinde olan bir pehlivandır. Genç Kurtdereli onunla güreşirken bir topuğu çukura kaydığı sırada, Çakır Pehlivan fırsattan faydalanarak, öteli topuğuna bir tırpan atınca Kurtdereli yere oturmak zorunda kaldı. Başpehlivanlık kuralı gereği “Hatalandı” diye yenik sayılır.[9] Anası:
-“Ben seni bu hale düşesin diye mi doğurdum? Mahallede konu komşuya ne yüzle bakacağım?” diyerek küplere bindiği gibi öfkesinden yeni evli oğlunu kırk gün gelinin odasına koymamış. Veznedar Cemal, -“Ah bir bilseniz Kurtdereli’nin anası nasıl çardak gibi –bu benzetmeyi (teşbihi) de yetersiz görecek ki- nasıl harman tınazı gibi alabildiğine bir kadındı” der. Ve devam eder, “Kurtdereli anasına verdiği sözü yerine getirmek için Çakır Pehlivan’ı öyle bir yenmiş ve öyle intikamını almış ki…” Hayıflanarak başını kaşıyor: -“Yazık bunun nerede olduğunu hatırlayamıyorum” der. Kendisine, -“Ben hatırlatayım” Sındırgı’da dedim. O, -“Hay Allah razı olsun” dedi. “Evet Sındırgı’da. Orada Şatır-zade Servet Bey’in ailesinin tantanalı bir düğününde, Kurtdereli kovalayıp durduğu o koskoca kaya gibi Çakır Pehlivan’ı havada çevirerek öyle bir yendi ki Sındırgı’nın yaşlıları hala o harika yenişe şaşar dururlar.[10] Sındırgı’daki bu düğünde Çakırla Kurtdereli de güreşecekleri için kasabanın batısında yer alan geniş düzlükte çevre beldelerden akın, akın gelen halkla meşher gibi dolmuştu. Kurtdereli’yi ilk defa –Şatır-zade- Servet Beylerin evi önünde attan inerken gördüm. Çocukluk bu, öyle zannettim ki, o atın üstündeyken hayvanın karnı yere sürünüyor ve ancak onun inmesiyledir ki atın karnı eski hizasına geldi. Çok küçük olmama rağmen güreşi çok iyi hatırlıyorum:
Kepsutlu Çakır Pehlivan da öyle olmuştu. O da beni Taşköy’deki güreşte beni “Hatalı” düşürerek yenmişti. Sonra bunun öcünü almak için onu da takip etmeye başladım. Nihayet Sındırgıda muradıma erdim. Bundan sonra Çakır da benimle güreş tutmadı. O da yabana atılır biri olmayıp, Katrancıdan sonra karşıma çıkan en iyi pehlivandı. Katrancı ve Çakır benimle güreş tutmayınca Balıkesir, Bursa, Manisa, İzmir vilayetleri ve çevresinde benimle güreşecek pehlivan bulamaz oldum. Allah’tan Karacabey’deki güreşte karşılaştığım Filiz Nurullah beni İstanbul’a götürdü. Bundan sonra denizaşırı güreşmeye başladım. 2. Abdülhamit İstanbul’daki güreşleri yasaklayınca biz de çevre ilçelerde güreş yapıyorduk.[11] -“Pehlivan” soyadını alan Çakır’ın oğlu Mustafa’dan aldığım mektupta, Çakırın en küçük oğlu Yüksek Mimar olmuş ve İstanbul’da Beyazıt’taki Üniversite’nin inşaatında çalışıyormuş. O, ortaokula giderken babasıyla Kurtdereli’yi sohbet ederken görüyor. Kurtdereli’nin heyecanla elini öptüğü zaman Koca Pehlivan Rumeli şivesiyle: -“Te bu baban yok mu? Kendisiyle çok güreş yaptık ama Taşköy’deki kündesini hiç unutmam” demiş. Çakır’ın kulakları o zaman ağır duyduğu için Kurtdereli bu sözü ona da yüksek sesle tekrar edince babası Mustafa’ya dönüp: -“Oğlum o da beni Sındırgı’da yenmişti” dedi. Böylece o meşhur güreşin Taşköy’de yapıldığını ve Kurtdereli’yi yeniş oyununun “Dış tırpan” ile değil “Künde ile olduğunu da öğrendik.[12] Kurtdereli o kalın ve kaya gibi Çakırı havada çevirerek bir sihirbazlık yapar gibi herkesin şaşa kaldığı bir şekilde yeniverince…[13] Sındırgı’da Şatırzadelerin tantanalı bir düğünü yapılmaktadır. O düğünde Kurtdereli Mehmet, o kaya gibi Çakır İsmail’i havada daire çevirterek yenmişti.[14] Kurtdereli, Kepsutlu Çakır Pehlivan’a yenilmesinin üzerinden aylar geçince evden izin alıp ayrıldı. Her gittiği yerde Çakır’ı arıyordu. Nihayet Çakır’ı Sındırgı’da yakaladı. Sındırgı’nın zenginlerinden Şatırzadeler büyük bir güreş düzenlemişlerdi. Ünlü pehlivanlar bu güreşe katılmışlardı. Kurtdereli, Çakır’ı burada bulduğuna çok sevinmişti. Hatta gözlerinden iki damla yaş gelmişti. Güreşten bir gece önce hiç uyumadı. Allah’a dua etti. -“Ulu Allah’ım beni bu defa mahcup etme! Sonra anamın, eşimin yüzüne bakamam. Ya beni kazandır, ya da öldür” dedi. Uykusuz olan Mehmet sapsarı kesilmişti. Ayakta duramıyor, sallanıyordu. Onu böyle görenler: -“Hasta mısın?” O, -“Bir şeyim yok!” deyip kestirip atıyordu. Nihayet güreşlerin sonuna yaklaşılmış ve sıra Kurtdereli Mehmet ile Kepsutlu Çakır’a gelmişti. İki pehlivan birbirlerinden korkuyorlar, nara bile atamıyorlardı. İkisi de dikkatli güreşiyordu. Güreş sessiz şekilde iki saat devam etti. Ancak seyirciler sabırsızlanmaya başladılar ve: &n

Yorum yapın